Sun12172017

Last update06:26:30 PM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Eskiden Ubıhça Vardı

  • PDF

eskidenubihca1

İnsanı kahreden bu çaresizlik, siz ne kadar kimlik savaşı veririseniz verin sizi yarı yolda bırakmaktadır. Üzerimize giydirilen hakim ve egemen dillerin kıyafeti, belkide bu yüzden birkaç numara büyük geldi bana. Kendi diline sahip çıkamayan birinin basiretsizliği ile belkide daha sonraları önüme nasıl ya da ne şekilde çıkacak olan kendi dilimin, tek harfine bile sahip çıkamamışken, toplumun egemen diline nasıl sahip çıkabilirim ki? Adınızın Ayşe, Fatma ya da Ahmet, Mehmet olmasının çok önemi yok; zira bu isimler değildir sizin kimliğiniz.

Olayın neresinden bakarsanız bakın, sadece ve sadece, gözümüze görünenden daha fazlasını kaybettiğimiz gerçeğini unutmadan! yaşatmak zorunda olduğumuz anadillerimizi nelere ya da nasıl feda ettiğimiz gerçeğini değiştiremeyiz. Bugün, konuşulan dillerin arasında olmayan bir Ubıhça gerçeği var. Benim dilim, anadilim, sahip olamadığım bir dil, benim olduda mı, ben mi kıymetini bilemedim; yoksa gerçekten ben Ubıhça'ya hiç mi sahip olmadım da, şimdi günah mı çıkarmaya çalışıyorum. 

Bu karmaşa, benim kafamda netleşmediği için anlamanızı da beklemiyorum. Ben Ubıh soyundan gelen bir Çerkesim; yani Kafkasyalıyım. Tamamen asimile olmuş; diline sahip çıkamamış; Ubıhlardanım. Kafkasya dan başlayan bu öykü, acı tarafları ağır basan bir asimilasyon öyküsüdür. Bu benim değil hepimizin, tüm Ubıhların öyküsüdür.
34 yıl kadar süren bir savaşın sonunda hayatı artık sadece ayakta kalabilmeye bağlamış; kendisini çoluğunun çocuğunun yaşam savaşına adamış Ubıh dedelerimizin bize bırakabildiği sadece kahramanlıkları, mertlikleri ve asil soylarımız olmuş. Ne acıdır ki, zulümden ve savaşmaktan başka koşulları kalmayan bu kahramanlar geride kalanların dillerine sahip çıkamayacağını nereden bileceklerdi. Hayatın getirdiği en büyük talihsizlik de bence bu oldu. Zira bir nesil düşünün, tamamen kendine ait nesi varsa kaybetmiş; diğer Çerkes kavimleri arasında hayata tutunabilmiş; bu arada kaybettiklerinin farkına varmamış.
Bir nesil, dilini kaybetmenin, kimliğini kaybetmekle eş anlamlı olduğunu çok sonradan anlayan bir nesil... Her adımı acı ve imkansızlıklar ile devam eden; fakat ne yazık kendi anadilinde “anne, baba” bile demeyi öğrenemeyen... Ben hala bu arayışımı, imkansızlıklar içinde sürdürme çabaları ile serseri mayın gibi bir oraya bir buraya koşturmaktayım; fakat somut hiçbir belge ve bilgiye ulaşamamak, ümidimin de aynı anadilim gibi yok olmasına seyirci kalmaya itiyor beni.

İnsanı kahreden bu çaresizlik, siz ne kadar kimlik savaşı veririseniz verin sizi yarı yolda bırakmaktadır. Üzerimize giydirilen hakim ve egemen dillerin kıyafeti, belkide bu yüzden birkaç numara büyük geldi bana. Kendi diline sahip çıkamayan birinin basiretsizliği ile belkide daha sonraları önüme nasıl ya da ne şekilde çıkacak olan kendi dilimin, tek harfine bile sahip çıkamamışken, toplumun egemen diline nasıl sahip çıkabilirim ki? Adınızın Ayşe, Fatma ya da Ahmet, Mehmet olmasının çok önemi yok; zira bu isimler değildir sizin kimliğiniz. Diliniz yani anadiliniz yok olmuş; artık Ubıh gibi düşünmeden, Ubıh gibi yaşamadan, Ubıhçaya sahip çıkamadan, sadece ve sadece yaşam kavgasından başka dillere sarılışınız, sizin kendi dilinizi ve kimliğinizi yok etmeye yeter de artar bile.
Ubıhların, Türkiye'ye sürülüşünden sonra, Kafkasya'ya giden araştırmacı dil bilimciler, eskiden Ubıh köyü olarak bilinen bir köye gittiklerinde, orada gördükleri genç bir delikanlıya sorarlar, “Bizi Ubıhça bilen birilerinin yanına götürebilir misin?” diye, delikanlı başını sallayarak, alır misafirleri, köyün mezarlığına götürür çünkü bütün Ubıhça bilenler orada yatmaktadır. Bu kadar acı, bu kadar vahşet, sizi haklı duruma getirmiyor, dilinizi araştırıp öğrenmeme halinde olansanız, bunun özrü sanıyorum olamaz.
eskidenubihca2Birde olayın traji komik yanı, biz Ubıhlar hangi kavimlere sığındıysak, onların dilini öğrenmeye çaba sarfetmişiz. Başka anlaşma koşulları olmayan şartlarda elimizde fazlaca bir seçenek olmayınca, sonucu değerlendirme gibi fırsatlarınız da olmuyor maalesef. Osmanlı İmparatorluğu da, sonradan kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'de, Ubıhları zaten hep ayrı ayrı yerlere yerleştirmiş; sanıyorum bunda en büyük etkende savaşçı ve mücadeleci bir halk olmamızdan kaynaklanan gerçeklerin biliniyor olmasındandır. Neredeyse ev ev, hane hane dağıtılmışlar. 1923 yılında yaşanan iç sürgüne de, neredeyse Ubıhların tamamı maruz kalmışlardır. Sürgünle ve soykırımla Kafkasya’ dan göçe zorlanan bu halkın fertlerinin yapacak çok da bir şeyleri yokmuş aslında. Asimilasyonu da hızlandıran bu acılar bizi harekete geçireceği yerde biz nasıl bireyleriz ki, bizim olana sahip çıkamıyoruz. Bu o kadar büyük bir acıdır ki, dilinizi konuşamanın verdiği ezikliği hiçbir şey değiştiremiyor.
Türkiye’de yaşayan son Ubbıhça bilen, Ubıhların gerçek Prens soyundan olan değerli büyüğümüz Tevfik Esenç'in ölümünden sonra Türkiye'de Ubıhça bilen kimse kalmadı. Dünya da da, örneğin 1864’lerde, Rusya yaklaşık 50.000 Ubıh konuşanını, Karadeniz’de yurtlarından çıkarıp Türkiyeye sürdüğünde, mülteciler nitekim hakim olan Türkçe, Abaza ve Kafkas dillerinin daha kullanışlı olacağına karar verdiler. Londra Üniversitesi'nde Kafkas dilleri profesorü olan George Hewitt şöyle söylüyor: “Bildiğimiz kadarıyla bu, görünüşte Ubıh atalarının Ubıh dilini gelecek kuşaklara aktarmama ortak kararlarıydı. İhtiyaç duyacakları dillere odaklanmaları daha mantıklı görünebilir düşüncesi hakim olandı o zaman, Fakat bu aynı zamanda bir trajedidir de çünkü bir dil yok olduğunda bir kültür de yok olur.”
Bence diller bir gramerden ibaret değildir. Anadilimiz yaşam şeklimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi sergiler.
Bugün bir çok dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıya, yapılan araştırmalar da gösteriyorki, her 10 yılda bir dil yok oluyormuş. Buda demek oluyorki, her 10 yılda bir, bir halk yok oluyor. Bu yüzyılda buna müsade edip; “Bana ne”mi diyeceğiz; yoksa dilimize sahip çıkıp; “biz varız, biz halkız, biz küllerimizden yeniden doğarız” diyebilecek miyiz? Bence konuşulması ve çalışılması gereken asıl konu bu; zira biz yok oluyoruz, bizim sandığımız gibi yavaşta değil, aslında çok hızlı yok oluyoruz. Bu yok oluş ölüm değil, bu yok oluş daha acı, daha hazin öyküsü olan, bize uzun gelen; fakat çok kısa bir sürede oluşumunu tamamlayan, bir düzenin kurbanı olup; tarihin yaprakları arasında varoluş mücadelesi sürdüren bir halk olarak hatırlanacak mıyız acaba?

Ubıh Atasözü:
“Nasıl her nehir denize dökülürse, her insanda bir gün mutlaka kendi vatanına ulaşır...”
Eskiden Ubıhlar vardı, 82 sessiz harfleri ve 2 sesli harfi olan bir dilleri vardı. Bir Lazca vardı, ya da Hemşince, Rumca, Pontusca (daha o kadar çok sayabileceğim diller varki yok olmaya yüz tut muş) diyen birileri çıkacak mı? Bizim çocuklarımız Ubıh, Laz, Gürcü, Ermeni, Pontus, vs olduklarını söyleyebilecekler mi? Daha doğrusu kimliklerini bilip; sahip çıkabilecekler mi ? Bizim yani Ubıhların yaşadığı bu acıları ve çaresizliği sizler yaşamayın, ana dilinize sahip çıkarak; benliğinizde yaşatarak... Lazsanız, Laz gibi konuşarak, Laz gibi düşünerek, Gürcü iseniz, Gürcü gibi konuşarak, düşünerek yaşamak sanırım en mükemmeli. Geleceğimizi emanet ediyoruz diye övündüğümüz çocuklarımızı, bizim gibi çaresiz ve boynu bükük bırakmadan, dillerine ve kimliklerine hakim birer fert olarak yetiştirmek; onlara verebileceğimiz maddi mirastan çok daha fazla işlerine yarayacaktır. Kişilikli, kimlikli, diline hakim bireyler, kendi halklarına ve dillerine de sahip çıkmanın önemini kavrayarak; dillerimizi yaşatmayı sürdüreceklerdir.
Sevgili Çetin Önerin dediği gibi;
“Anadilimi örtün üstüme,
anadilimi örtün;
Çıplağım,
Üşüyorum!”

 

Ubıh Takaph Fatma Özdemir

Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Nisan 2012 18:52

Helimişi XASANİ

Helimisi
Lazcanın Evrensel Şairi

Coxope

Coxope
Çocuklara Lazca İsim

93 Harbi

93 Harbi
Muhacir Lazlar

Arkeopolis

Arkeopolis
Lazika'nın Başşehri

Lazca Açıköğretim

Lazca Açıköğretim
Açıköğretim Başlıyor