Sun02182018

Last update06:26:30 PM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Purkona

  • PDF

Sizin anlayacağınız emekliyim ya, başkaca bir işim d eyok, gün boyu bahçivan makası, kazma kürek elde, çiçeklerle uğraşır dururum. Başımı çevirsem, kısa zamanda o güzelim çiçek bahçesi dikenlerin, ayrık otlarının istilasına uğruyor. Ancak benim çabalarım sonucu tüm çiçekler yaşam bulur, bahçem yaşam bulur. Ne ki sonuçta bana yaşam keyfi sunuyorlar.

Benim bir çiçek bahçem var, güller, menekşeler, akşam sefaları ve daha nicelerinin biri solmadan diğerinin açtığı...

İlkbahar’dan başlayıp öylesine bir renk ve koku armonisi oluştururlar ki anlatamam.
Yıllar yılı kardeş kardeş yaşamalarını sürdürürler sayemde. Sayemde diyorum ve özellikle altını çiziyorum. Çünkü ben olmasam altta kalanın vay haline. Ne hoyrattırlar bilemezsiniz. “Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya” denir ya o hesap. Hele o hanımellerini, sarmaşık çiçeklerini hiç göz ayırmaya gelmez. Had hudut tanımaz, daldan dala uzanır, sarılır, serpilirler.
Ya o yer çiçekleri? Menekşeler, papatyalar, mineler?
Hanımeli, sarmaşık çiçeklerinin sık yapraklarıaltında sararıp solar, gün yüzü görmez, kaybolup giderler. Can atarlar gün yüzünü görmeye.
İşten ben, işin tam da burasında araya girerim. Kimin altlarını çapalar, kiminin uzayan dallarını keser, kimini ilaçlar, sonuçta, bahçemdeki bütün çiçeklerin sağlıklı büyümelerine katkıda bulunurum.
Sizin anlayacağınız emekliyim ya, başkaca bir işim d eyok, gün boyu bahçivan makası, kazma kürek elde, çiçeklerle uğraşır dururum. Başımı çevirsem, kısa zamanda o güzelim çiçek bahçesi dikenlerin, ayrık otlarının istilasına uğruyor. Ancak benim çabalarım sonucu tüm çiçekler yaşam bulur, bahçem yaşam bulur. Ne ki sonuçta bana yaşam keyfi sunuyorlar.
Çiçeklerim, benim can dostlarım, kan damarlarımdır. Hanımelini menekşeden çok sevmem, gülü laleden ayırmam. Hiçbirinin sararıp solmasına, kuruyup yok olmasına gönlüm el vermez.
Bizim bahçede hal böyle iken, birileri kağıt kalem elde kelaynakları kıskandıracak denli (onlar da iki yıldır yumurta yapmıyorlarmış ya) Anadolu kültürlerini irdeliyor, inceliyor, günyüzüne çıkarmaya çabalıyorlar.
Baş döndürücü bir ivmeyle küçülen, küçüldükçe tüm değerlerin iç içe yoğunlaştığı günümüz dünyasında, herhangibir toplumun yaşam kesitini günyüzüne çıkarmak ne kadar zor, zor olduğu kadar da sorumlu, soylu bir uğraş.
Tarihin derinliklerindeki medeniyet kalıntılarının, baraj gölllerinin derinliklerine gömüldüğü, bilgisayar ve internet ağları ile Amerikan İngilizcesi’nin Çince’den Papuaca’sına kadar tüm dünya dil ve kültürlerini etkisi altına aldığı ortamda, Laz dili ve kültürünü ayağa kaldırma çabası, çiçek bahçesinde solmakta olan bir çiçeğe son nefesinde verilen yaşam öpücüğü gibi geliyor insana.
Bizim gibi Pazar konumunda olan ülkelerin yabancıya ödediği sadece yeşil dolarlar değil, dilinden, inancından, kültüründen de birçok şeyleri verdiği kuşku götürmez bir gerçek olduğu ortamda, bu olumsuz gelişmeye müdahale etmek bir çiçek bahçesi düzenlemek kadar basit ve kolay olmasa gerek.
Denilebilir ki, “Çiçek bahçesinde bir veya birkaç çiçeğin kuruması ile bahçeye birşey olmaz.” Ne var ki, insanoğlu böyle bir mantık çizgisinde yürürse, insanlık duvarına sarmaşık ve yaban incirlerinin çıkması da kaçınılmaz.
Ekonomik gücü ile tüm dünya pazarlarına egemen olan ulus dillerinin, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerin dil ve kültürlerini nasıl yuttuğunu görmek için sanırım çevremize şöyle bir göz atmak yeterli. Yiyeceğimizden içeceğimize, bilgisayarından telefouna esnaf tabelalarından giyim kuşamımıza kadar egemen emperyalist kültürden nasıl etkilendiğimizi bir bakışta görebiliriz. Dünya küçülmeye devam ederken tüm kültürlerin başındaki bu tehlikeyi görmek, bunu tesbit edebilmek için kâhin olmaya gerek yok.
Bu reel gerçeklik karşısında tüm dünya kültürlerini yok olmaktan kurtarıp, dünyayı insan eli değmiş çiçek bahçesine dönüştürmenin biricik yolu, Laz dili ve kültürü dahil, tüm kültürlere eşit mesafeli, özgür bir ortamda bilimsel yaklaşımdır, insani ilgidir.
Dünyayı değiştiren, en katı kurallara müdahale edip yine insanoğlunun hizmetine sunan insan değil midir? İnsan değil midir “ham demiri oya gibi işleyen.”?
Hiç unutmam, biz iki erkek kardeşiz ya, bir gün iki kardeş oturup gurbete çıkmaya karar vermiştik. Bu çok önemli (!) kararımızı açıklayınca sevineceğini umduğumuz babamız, daha sözümüzü bitirmeden “Oxoris msuci gulun.” deyip reddetmiş, uzun ısrarlarımız sonunda sadece bana izin vermişti. Ne yazık ki, ekonomik nedenler daha sonra biraderimi de zora sokmuş, o da gurbete çıkmıştı.
Otuzbeş yıl sonra köye döndüğümüzde gerçekten babamızın kehaneti doğru çıkmış, tümüyle Laz kültürünü yansıtan evimizi sarmaşık sarmıştı.
Babamın o isabetli ileri görüşünü, evimizin halini görünce ancak anlayabildim. “Okuyarak değil, yaşayarak anlaşılır” derdi o “topraktan öğrenip, kitapsız bilen adam.”
Laz dili ve kültürünün hal-i pür melali de sarmaşık sarmış evimizden daha iç açıcı değil.
Bu gün, geçmişte Laz toplumunun yaşadığı ortamı tarif edecek artık çok az şey kaldı.
Siz, Viǯe’nin (Rize - Fındıklı kasabası) sahil boyundaki sıra sıra, cumbalı Laz evlerini, kol dolaşmaz dut ağaçlarını, narenciye bahçelerini, varsa eğer çevrenizdeki dedelerden, ninelerinizden sorun.
Laz köylerinde, Laz ustalarının alın terinden süzülmüş dolmalı evleri, selenderleri, değirmenleri, yıkık köşe taşlarına, kalıntıların etrafını saran sarmaşıklara, yaban incirlerine, ısırgan otlarına sorun.
Bu satırları okuyan “Tarihsel, sosyal ve ekonomik şartların zaruri sonucudur” diye düşünebilir.
Doğrudur. Üretim biçiminin değişmesi ile kültür, sanat, dil ve tüm üst yapı oluşumlarının dönüşümü zorunluluğu, ne denli vaz geçilmez evrimsel gerçeklik ise, geçmişin ana temelleri üzerinden geleceğe köprü kurmak da o denli zorunluluktur. Geleceğini geçmişin iplikleri ile örüntüleyememiş topluluklar olsa olsa tarihin sayfalarında yer alabilir.
Fazla uzak değil, bundan kırk - elli yıl kadar önce Lazona – başta Fındık, sonra mısır ve diğer bahçe ürünleri yetiştirir, geçinir giderdi. Bütün bu ürünler sosyal yaşamda imeceleri, yardımlaşmaları bedelleri zorunlu olarak revaçta tutar, sosyal örüntüler bu gelenekler üzerinde yükselirdi.
Laz insanı, imece, düğün, bayram duyduğunda fındığını, mısırını harmanda koyup ardına bakmadan giderdi. Bilirdi ki, fındığı çürümez, mısırı kokmaz, nasıl olsa konu komşu gelip horonlarla, karşılamalarla bir gecede halledecek, selenderine koyacaktı.
Şimdilerde öyle mi? % 95 nüfusunun, geleceğini çaya yönelttiği Laz insanı, geçmişin tüm sosyal, kültürel ilişkilerini terketmek zorunda kalmıştır.
Çay, “Bugün git yarın gelirsin” demez. Yağmur, çamur, sıcak, soğuk dinlemez. Kısa sürede toplamak, günü gününe satmak zorunlu. Yoksa? Yoksa evsafı bozulur, çürür. Yanar içten içe. Alıcı bulamaz, dökersin.
Sonuçta, Lazların, değil düşünlere, imecelere, seyranlara gitmek, değil yardımlaşma, kapı komşusu ile ayak üstü sohbet olanağı bile kalmamıştır. Sanki kavga edeceklermiş izlenimi veren akşam sohbetleri, yerini “Ǩinçi ǩala yatıp kalkmaya” terketmiştir. Çay tarlalarının ıslak, rutubetli ortamından romatiz kapmıştır erkeği, kızı, horonlar oynamaz.
Da do cumalepe çkimi; söylenecek çok söz ama...

Xepe gonǯǩit, dolobiǩidat alis
Ham derdepe var ağen ǯuťa ğalis

deyip “Çiçek bahçelerinin yolunması baharın gelişini durduramaz” özdeyişi ile geçerken, sözlerimi bir imece ve “maǩasi ezduş ora” diye bildiğim Laz gelenekleri ile bitirmek istiyorum...

Mkui Abaşipxe (Nurdoğan ABAŞİŞİ), Ağustoz 2000

Son Güncelleme: Pazar, 08 Nisan 2012 06:54

Helimişi XASANİ

Helimisi
Lazcanın Evrensel Şairi

Coxope

Coxope
Çocuklara Lazca İsim

93 Harbi

93 Harbi
Muhacir Lazlar

Arkeopolis

Arkeopolis
Lazika'nın Başşehri

Lazca Açıköğretim

Lazca Açıköğretim
Açıköğretim Başlıyor