Sun02182018

Last update06:26:30 PM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Saçımızın Rengini Yıllara Vere Vere

  • PDF

Ben kendisi ile tanışabilmek için bir fırsat, bir yol arıyordum. Nihayet onun kitaplarını yayınlayan yayınevi bana yardımcı olmuştu ve daha sonrada oğlu bizzat yardımcı olmuştu. Kendisi ile ilk telefon görüşmemden sonra randevu almış ve bir pazar sabahı İstanbul’dan Maşukiye’ye doğru yola koyulmuştum. Büyükderbent tren istasyonunda indiğimde beni yeğeni ile karşılamıştı. Saçının rengini yıllara vermiş, tebessüm eden bir yüzü ve hasretle bağrına basan bir sevgisi vardı.

2001 yılı Laz Dili,Tarihi ve Kültürü ile ilgili araştırmalara başladığım tarihtir. Ve bu yıl benim için bu anlamda bir milattır. Bu alanda elime geçen ilk kitap Lazuri-Turkuli Nenapuna olsa da, onun LAZLAR isimli çalışmasının bende apayrı bir yeri vardır. O daha bir hafta önce sesini duyduğum espiri yaptığım ve birkaç gün önce doğduğu topraklardan çok uzakta sevenlerinin kolları arasında kara toprağım bağrına bıraktığım M.Recai Özgün’dür. 

M.Recai Özgün, yaşı seksen olmasına rağmen, halkına, diline ve kültürüne birşeyler katmak için yazan, düşünen ve araştıran bir isimdi. Her zaman anadilinin bilincinde olması gerektiğine vurgu yapar ve Türk Edebiyatında abideleşmiş şiirleri Lazcaya tercüme derdi. Hatta internet magandaları ona hakaret etse bile… Hoş o da rahat durmaz Tatara Titiri derdi….
Ben kendisi ile tanışabilmek için bir fırsat, bir yol arıyordum. Nihayet onun kitaplarını yayınlayan yayınevi bana yardımcı olmuştu ve daha sonrada oğlu bizzat yardımcı olmuştu. Kendisi ile ilk telefon görüşmemden sonra randevu almış ve bir pazar sabahı İstanbul’dan Maşukiye’ye doğru yola koyulmuştum. Büyükderbent tren istasyonunda indiğimde beni yeğeni ile karşılamıştı. Saçının rengini yıllara vermiş, tebessüm eden bir yüzü ve hasretle bağrına basan bir sevgisi vardı. İlk görüşmemizde bana uzun uzadıya çocukluğundan, okulda Lazca konuşmanın zorluğundan, bu çalışmalara nasıl başladığından ve LAZLAR kitabı ile nasıl tepkiler topladığından bahsetmişti.
Anlatamadan edemeyeceğim. Kendisine İstanbul-Kadıköy’de kitabevlerinde Lazca sözlük aradığım zaman vuku bulan hadiseyi anlatamış ve demiştim ki: “Recai amca adamın bir tanesi iddia etti, Lazca Sırpçanın Yunancanın, Bulgarcanın ve Rusçanın bozması uyduruk bir dildir ve bununla ilgili Üniversitelerde seminer veriyorum”. Recai amca kendine has ifadesi ile ANASINI LEYLEKLER KOVALASIN, demişti.
Kendisine İstanbul’daki evinde misafir olduğumda bana Laz Muhammed isimli eserinden bahsetmiş ve ön çalışmasını göstermişti. İlerleyen saatlere aldırış etmeden Laz dili, kültürü ve tarihi hakkındaki yazma serüveninden bahsetmiş ve yaşadığı zorluklara da tek tek değinmişti.
Fakat hayat boyu unutamayacağım bir anımız oldu. İstanbul’dan Selma Koçiva ve Mecit Çakırusta ile birlikte onu ziyaret gitmiştik. Bizi Yılmaz Avcı ile karşılamıştı. Hararetli sohbetimizi karayemiş süsülemişti. Recai amca hem anlatıyor, hem gülüyor ve hem de güldürüyordu. Yılmaz Avcı’nın ustaca sataşmalarına aynı ustalıkla cevaplar veriyordu. Sima Vakfı toplantısında yaptığı bir hareketi anlattığında bizleri kahkahaya boğmuştu. Sizlerle paylaşayım:Vakifta toplantı oluyordu birgün, Orhan Bayramin dedi ki, “Arkadaşlar komonest bir el derneği karıştıyor” baktım ortama monotonluk hakim hemen atladım ortaya elimi kaldırdım ve dedim ki, “başkan o el ha bu eldur”. Gülse de, güldürse de bir taraftan da içi yanıyordu. Yapılması gereken çok şey olduğunu söylüyordu, Lazcanın daha da yaygınlaşmasının sağlanması gerektiğini belirtiyor ve en çokta SİMA VAKFI’nın bu alanda daha iyi işler yapması gerektiğine dikkat çekiyordu. Ve o günün sonunda bizleri uğurlarken hüzünleniyor tek tek sarılıyor, kucaklıyor ve tekrar bekliyorum diyordu.
Onunla en son elefon ile görüşmüştüm. Laz Muhammed basılmış ve kitabevlerinde satılmaya başlamıştı. Kendisini tebrik etmek için aradığımda; “Recai Amcai Laz Muhammedi yazdın, Laz İsa ve Laz Musa’yı ne zaman yazacaksın?” diye sorduğumda gülmüştü. Bana beş adet kitap yollayacağını söylemiş ve iyi dileklerle telefonu kapatmıştı.
Bir yada iki gün sonra Murat Ersoy tarafından aranmıştım. Recai amcanın aniden rahatsızlandığını söylediğinde şok olmuştum. İstanbul’da yattığı hastaneyi ve yerini öğrenmiştim. Tandığım bir çok kişinin yapmak isteyipte yapamdığını yapacaktım belkide, herşeye rağmen onu görmeliydim. Nihayet, sadece birkaç saniye olsa bile görmüştüm onu. Ona bir dönem Lazca Konuşanlarla Mücadele Kolu Başkanlığı yaptıranlara inat, Lazca yazan, Lazca konuşan ve Lazca düşünen Recai Özgün hiç birşeyden habersiz uyuyordu ve olan olmuş, Recai Özgün hayata gözlerini yummuştu. Ben acı haberi oğlundan almıştım. Ertesi gün cenazesi için Ali İhsan Aksamaz ile İzmite ordan da Yılmaz Avcı ve Murat Ersoy başta olmak üzere Sima Vakfının yöneticileri ile Maşukiyeye gitmiştik. Maşukiye’deki evinin önünde muhteşem bir kalabalık vardı. Tüm sevenleri onun için gelmiş ve onu son yolculuğuna uğurlamak üzere naaşının arkasından defnedileceği kabre doğru yürüyorlardı.
Recai amca dualar eşliğinde defnedilmişti, göz yaşlarına hakim olamayan dostları onun için ağlıyor ve boşluğu dolmayacak bir dostun acısını yüreklerinde hissediyordu. Tıpkı şiirinde dediği gibi “Saçımızın rengini yıllara vere vere, Geldik sessiz sedasız başladığımız yere”…..
Laz diline, Laz kültürüne ve Laz halkının değerlerine önem veren hiç kimse onu unutmayacaktır, Allah rahmet eylesin…..

Mustafa BAYINDIR

Son Güncelleme: Pazar, 08 Nisan 2012 06:40

Helimişi XASANİ

Helimisi
Lazcanın Evrensel Şairi

Coxope

Coxope
Çocuklara Lazca İsim

93 Harbi

93 Harbi
Muhacir Lazlar

Arkeopolis

Arkeopolis
Lazika'nın Başşehri

Lazca Açıköğretim

Lazca Açıköğretim
Açıköğretim Başlıyor