Thu08242017

Last update06:26:30 PM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Laz Kadınları

  • PDF

oxorcaBenden ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ dolayısıyla bir yazı istendi. Bunun üzerine bir şeyler karalamaya, bir kadın-kadınlar portresi çizmeye çalışacağım. Ama bu kadın daha önce bildiğiniz kadınlara hiç benzemeyecek. Bu yazı da... Önceden uyarmış olayım! Çünkü ben sizeparfüm değil, toprak kokan kadınları anlatacağım. Eziliyorum, büzülüyorum, oyum yok, buyum yok demek yerine bunu nasıl yapabilirim, şu işi de nasıl kotarabilirim diyen kadınları anlatacağım. Kök söktüren değil, kök söken kadınları... Dolayısıyla bu yazıda fakir fukara edebiyatı olmayacak. Hele kendini acındırma hiç. Çünkü benim kadınlarım başkatürlü kadınlar. Öyle ‘soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlar’ değil bunlar. Sofradaki yerini bileğinin gücüyle edinen, ancak erkeğine saygısından, dahası sadece kendisi öyle istediği için bir adım geride duran kadınlar. Onlar ki gerektiğinde erkeğinin önünde yürümesini de bilen kadınlardır. El etek öpmeyen, ağası, paşası, şeyhi, şıyhı olmayan kadınlar. Kendi kimliği ve kişiliği olan kadınlar. Kendisi olan kadınlar. Şiir kadınlar, şair kadınlar, destan kadınlar, masal kadınlar… Adları, Fatma, Zeliha, Havva, Hatice, Zehra olan ama Efa, Eze, Heva, Exa, Zera diye; Fati, Cursu, Nculi, Xanu, Culfe, K’izu, diye çağrılan kadınlar. Hatta ve hatta Didi, Nana, Bula, Xala, Morderi, 3’ulu Nusa diye çağrılan kadınlar. 

Toprağın, ağaçların, kuşların arkadaşı...
Peki ben size bu kadınları nasıl anlatacağım? Öyle uzun uzun değil, kısa cümlelerle anlatacağım. Bazen tek bir kadını, bazen tümünü anlatacağım. En önemlisi sizin anlayacağınız dilden anlatacağım. Okurken kiminizin ‘ama bu benim annem, bu benim babaannem, bu benim anneannem, teyzem, halam, yengem, hatta komşum’ diyeceğiniz kadınları anlatacağım. Ben size, doğadan aldığı gücü tanrısal sezgisiyle birleştiren bilge Laz kadınlarını anlatacağım.
Güne sabah ezanıyla, kuşlardan önce başlayan, akşama kadar çalışıp didinen, eve dönüş yolunu ışıklı böceklerle (p’ap’azulya) aydınlatan kadınları. Bütün çocukları kendisi dünyaya getirmiş gibi –erkekleri biraz daha farklı- seven kadınları. O kadar ki annesi tarladan geç dönecek olursa yolunun üstünde ağlayan bebekleri emziren kadınları. Çocuklarının yaşıtı delikanlılar askere giderken ağlayan kadınları. Tarlasına çapaya giderken yoluna bir çocuk ya da aşeren bir kadın çıkar diye eteğinin lastiğine meyve sıkıştıran kadınları. Ya da kendisinden sonra gelenlerin ayağı takılmasın diye yoldaki taşları temizlemeyi, dikenleri budamayı en büyük ibadet sayan kadınları. Bostanına (cetasule) kendi tarzını yansıtarak adını (Efa cetasule, dida cetasule, nusa cetasule) veren kadınları. Kurumaya duran kiraz ağacını kurtarmak için her yola başvuran, son çare olarak onunla konuşmayı deneyen kadınları. Kör yılandan ilaç yapacak denli şifalı ellere sahip kadınları. Toprağın, ağaçların, kuşların, kedilerin ama en çok da ineklerin arkadaşı olan kadınları.
On düşünüp bir söyleyen, bir söyleyip on gülen...
Evinin direği (oxorz’a-oxori nca), kıymetlisi, emektarı, temeli olan kadınları anlatacağım. Kollarını sıvayıp giriştiği her işin hakkını veren kadınları. En ağır işleri imeceden aldığı güçle halletmesini bilen, komşusunun ahır gübresini delikli sepetle taşımaktan ya da odununu sırtlamaktan gocunmayan kadınları. Ayakları kara lastikli, başları beyaz tülbentli, elma yanaklı, güleç yüzlü, her daim neşeli ve şakacı kadınları. Hayatın yükünü omuzlarken erkeğinden aşağı kalmayan kadınları. Pekmezi tatlı, hamsiyi tuzlu, turşuyu ekşi, yuvayı sıcak yapmasını bilen kadınları. Düğün dedin miydi kırk tepsi baklavayla Laz böreğinin belini doğrultarak ev sahibinin yüzünü ağartan kadınları. Sarmaları, fasulyeleri, pilavları… Düğünde mangalcılığı da kimseye bırakmayan, enişteyi boncuk boncuk terleten kadınları.
Ağaçkakan misali ağaçlara tırmanan kadınları bir de. Sepet sepet üzümleri devşiren, hurmalara elinin lezzetini ekleyen, ateşin karşısında nar gibi kızaran kadınları. Bir tava pekmezi, tatlı kabağın (k’ast’ane) yoluna, çocuklara ziyafet çekmek için gözünü kırpmadan ziyan eden, paylaşmanın kitabını yazan kadınları. Yağmuru önceden sezerek omzundaki çapasıyla bulutlardan hızlı koşan, arkları çıkararak olası felaketin önüne geçmeyi başaran o mübarek kadınları. Saati, toprağa diktiği çubuğun gölgesine bakarak dakikasına varıncaya dek tahmin edebilen bilge kadınları. On düşünüp bir söyleyen, bir söyleyip on gülen kadınları.
Her savaşta muzaffer...
Gün boyu ateşe odun atarken elleri kömür karasına bulanan, yürekleri nara yanmış kadınları. Savaşta- barışta, kıtlıkta- seferberlikte elleriyle mucizeler yaratan kadınları. Çocukları yeter ki okusun diye yalın ayaklarıyla buzları kırarak çarşıya ulaşan, bir bakraç yoğurdu evladına okul harçlığı yapan fedakar kadınları. Hiçbir zaman hiçbir zorluğa yenilmeyen, her güçlüğe karşın dimdik ayakta duran muzaffer kadınları anlatmak istiyorum. Dünyadaki bütün canlıları, hatta nesneleri tutkuyla seven, doğanın diliyle konuşan kadınları. Koca bir dilin ve kültürün taşıyıcısı olan kadınları anlatmak istiyorum. Sadece istiyorum, anlatamıyorum. Hiçbir kelime, hiçbir cümle onlara olan sevgimi ve hayranlığımı ifade etmeye yetmeyecek biliyorum. Çünkü ben bir kadını değil, bir insanı anlatmaya çalışıyorum. Yerine göre tepeden tırnağa çelik gibi sağlam, yerine göre ipek gibi yumuşak. Su gibi duru, yaprak gibi narin, rüzgar kadar hızlı, deniz kadar engin, ağaç kadar bilge, çiçek kadar renkli, karınca kadar çalışkan, işçi arı kadar emekçi, ana arı kadar korumacı… Sahi ben baştan beri kadın mı diyorum? Öyleyse yanlış söylüyorum. Doğrusu ‘insan’ olacak. Belki de budur anlatmak isteyip de anlatamamamın nedeni.

Filiz Acar

Son Güncelleme: Cuma, 06 Nisan 2012 19:44

Helimişi XASANİ

Helimisi
Lazcanın Evrensel Şairi

Coxope

Coxope
Çocuklara Lazca İsim

93 Harbi

93 Harbi
Muhacir Lazlar

Arkeopolis

Arkeopolis
Lazika'nın Başşehri

Lazca Açıköğretim

Lazca Açıköğretim
Açıköğretim Başlıyor