Thu08242017

Last update06:26:30 PM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Sarı Boyalı Ev

  • PDF

sariboyaliev1

Çocukluğumun geçtiği köydeki, eski Laz evlerini hiç unutamıyorum. Bizim köyde, benim çocukluk yıllarımda tam 25 tane eski Laz evi vardı. Geri kalanı yeni şehir evleri gibiydi, eskilerin estetik güzelliğinden çok uzaktı. Bizim evimiz de eski Laz evlerinden biriydi. Evimiz köyün çıkışındaki kuzey yamacında, Karadeniz’e doğru kurulmuştu.. İki dönümlük arazi içinde yapılmış evimizin, bahçesi oldukça genişti ve içinde karayemiş, dut, elma, kiraz, fındık ve armut ağaçları vardı. Çocukluğumda sürekli bu ağaçların tepesinde meyve aşırırdım. Çoğu zaman dedemin beni görüp kızması ile soluğu amcamın bahçe içerisindeki küçük atölyesinde alırdım. Bahçe içindeki bu yerde amcam kendi başına tulum yapardı.. Vitze’den, Hemşin’den, Hopa’dan insanlar tulum almak için buraya gelirdi.
Köyümüzde göz dolma tekniği ile yapılmış diğer Laz evinden bizim evi farklı kılan dış cephedeki “Sarı” boyasıydı. Ben doğmadan iki ay önce dedem, babam ve amcamla Rize’ye giderek boya almış ve evi boyamış. Evimizin sarı boyası beni her zaman çok etkilemişti. Diğer Laz evlerine baktığımda beğenirdim fakat bizim evin sarı boyası diğerlerinden daha çok hoşuma gidiyordu. Bu eski ve oldukça büyük evimizin nasıl yapıldığını dedeme sorduğumda bana, babası Cğatha Xuseini’yi işaret ederek ona sormamı istedi. Cğatha Xuseini dedem tam 93 yaşındaydı ve benden 82 yaş büyüktü. Onca yaşına rağmen bilinci yerinde idi. Lazcadan başka diller bilmesine rağmen hiç konuşmazdı.. Sadece köyümüze gelen misafirlerle Türkçe konuşurdu ki ben hiç anlamazdım. Çünkü o zaman evde, tarlada ve her yerde Lazca konuşulurdu. Cğatha Xuseini dedem evin balkonunda oturup Karadeniz’i izler, evin önünden geçen köylülerce selamlanır ve hürmet görürdü. İnsanlar onu çok sever ve büyüden korunmak için çocuklarına muska yazdırırlardı. Muskaları hep işe yarardı. Arap alfabesini son derece güzel yazardı. Gözlerinin çakır olmasından dolayı ona dedesi tarafından “Cğatha” lakabı takılmıştı. Dedem, uzun boyluydu, ne zayıf ne şişmandı. Göğsüne kadar uzanan bembeyaz sakalları vardı. Ses tonu oldukça kalındı.
Cğatha Xuseini dedem, bir gün yine evin balkonunda bir iskemlenin üzerinde oturuyordu. Usulca yanına yaklaşarak : “Dede bir şey sorabilir miyim?” dedim. Bana sevgiyle bakarak:
‘’Moxti bere çkimi aşo kodoxedi’’ diyerek iskemleyi işaret etti.
Dedeme evin tarihçesini sordum, o da Lazca anlatmaya başladı:
"Evlat, bu ev 1835 yılında benim babam ve kardeşi tarafından yapıldı. Ben henüz 7 yaşındayım. Ağır işler annem,babam ve amcam tarafından yapılırdı.( ne demek ağır işler) Köyümüz şimdiki kadar çok kalabalık değil ve evlerimiz bu kadar bile yakın değildi. Zor işlerde köylüyle imece yapardık. Ağaç kesmek için bir grup köylüyle ormana gittiğimizi hatırlıyorum. Ağacı kesip köye getirirken “Ginze Memedi” ağacın üzerine oturup türkü söylemeye başlamıştı. Ağaç halatlarla bağlıydı ve ağacı sürükleyenlerde türkü arasında hep bir ağızdan “Helesa Yalessa” diyordu.. Aklımda kaldığı kadarıyla türkünün bir kısmı şöyleydi:

sariboyaliev2“ Geldik beraber büyük ormana (Helessa Yalessa)
Ağaç kestik evi için, Şişmani Musa’ya /Helessa Yalessa)
Evi yapılınca sofra kuracak teyzeler avluya (Helessa Yalessa)
İkram edecekler bize bureği do etli lobiya (HelessaYalessa)”

Uzun bir uğraştan sonra evimiz bitmişti. Evin yapımı altı ay sürmüştü. Ev yapılırken üç odalı küçük bir evde kalmıştık. Bu küçük ev, büyük eve başlamadan önce ev bitinceye kadar kullanmak için yapılmıştı. Şimdi o küçük evin iki odası amcanın tulum atölyesi haline geldi. Daha öncesinde ise köyün camisi olarak bir süre kullanılmıştı.
Büyük evimiz nihayet bitmişti. O gün babam bütün köye büyük ziyafet verdi. Annem, ablamla birlikte bana sofrayı kurma, misafirlere yemek servisi yapma görevini verdi. Yemekler yenildikten sonra avluda saatler süren bir horon başladı. Ben küçük olduğum için horona girememiş ve oynayanları uzaktan imrenerek izlemiştim. O sırada, balkonun karşısındaki dut ağacını dikmiştim."
böyle evladım. Bu evin tarihçesi oldukça eski. 86 yaşındaki bu ev, benden 7 yaş küçük. ‘’
Cğatha Xuseini dedemin evin yapılışını bana anlattığı gün sanki çok büyük bir şey öğrenmiştim. Ben 15 yaşındayken Cğatha Xuseini dedem vefat etti. Vasiyeti üzerine kendisinden önce, Rus harbi zamanında ölen kardeşinin ve karısının yanına defnedildi.
Ben 15 yaşına geldiğimde Lisede okumak için babam annem ve kardeşlerimle birlikte İstanbul’a yerleştik. Biz İstanbul’a yerleştikten 8 yıl sonra; Dedem, babaannem, amcam, amcamın karısı ve çocukları hep birlikte göç zamanı geldiğinde yaylaya gitmişlerdi. Orada yağan sağanak yağmur toprak kaymasına neden olmuş ve yaşlı olan dedem ve babaannem bu toprak kaymasından kendilerini kurtaramamış ve hayatlarını kaybetmişti.. Amcamın karısı da bu toprak kaymasından sonra tıknefes hastalığına yakalanarak ölünce amcam ve çocukları 3 yıl sonra İstanbul’a bizim yanımıza yerleşti. Artık sarı boyalı evimiz bomboş kalmıştı.
Köydeyken odamın penceresini açarak karayemiş ağacına ulaşır, doya doya yerdim. Amcamın tulum çaldığı düğünlerde horona girer, iyice yoruluncaya kadar oynamaya devam ederdım. Yağmur yağdığında dışarı çıkamaz pencereden yağmuru izlerdim.
Geceleri, dedemin yanıma gelip bana Lazca masallar anlatışını hiç unutamıyorum. Çocukluğumun geçtiği son derece görkemli Laz evi, o sarı boyalı ev, benim geçmişimin temeli olan yerdi. O evden sonra hiçbir ev, beni onun kadar cezbetmedi.. Senelerce köye gidemedik. Annemin ölümünde de işlerimden dolayı köye gidemedim, fakat üç ay sonra 1960 yılında babamın ölümü ile köye gittim.
O sarı boyalı tarihi eve seneler sonra tekrar girecektim. Kısa bir zaman sonra o güzel evimize tekrar yerleşecektim. Artık evliydim ve iyi getirisi olan bir işyeri sahibiydim.
Babamın cenazesini köyün girişindeki camiden kaldırdık. Köyün merkezine uzak olan evimizi henüz görmemiştim ve cenaze defnedildikten sonra eski günleri yaşamak üzere yaşlı gözlerle yağan yağmura aldırış etmeden sarı boyalı evimize doğru yürüdüm. Uzaktan evin avlusunun çitlerinin tek tük eksildiğini gördüm. Kapı hala sapa sağlam duruyordu. Kapıyı açıp içeri girdiğimde balkona doğru başımı çevirdim. Sanki Cğatha Xuseini dede orada oturuyordu. Evin sarı boyası solmuştu. Çatının yanında patlak yerleri görünce hüznüm biraz daha arttı. Ve o şekilde evimize girdim.
sariboyaliev3Ev harabeye dönmüştü. Bir zamanlar çocukluğumun geçtiği o güzel evden eser kalmamıştı. Bu eve yönelik bütün hayallerim yıkılmıştı. Cğatha Xuseini dedenin odası öldükten sonra birkaç kez açılmış ve daha sonra kilitlenmişti. Kilidi açıp odaya girdim. Oda eski gizemini ve görkemini hala koruyordu ama tavanın bir kısmı çökmüştü. Odanın ortasına çöktüm ve ellerimi başımın arasına alarak ağladım. O sırada bir el omzuma dokundu.. Amcam seneler sonra benimle unutmak üzere olduğum anadilimi konuşmaya başladı ve eliyle omzuma iki kez vurarak “haydi kalk gidelim” dedi.
İstanbul’a geldikten bir ay sonra işleri oğullarıma devrettim ve ben eşimle beraber tekrar köye döndüm. Bir zamanlar Şişmani Musa’nın yaptığı evi yeniden elden geçirdim. Dışını da yine sarı boya ile güzelce boyattım. Çocuklarım eşim, amcam, hatta amcamın çocukları, torunları da zaman zaman artık köy evine gelip kalıyorlar. Amcam geldiğinde oldukça uzun kalıyor ve ilerlemiş yaşına rağmen bu sürede 1 – 2 tulum yapıyordu. Amcamı kaybettikten sonra eşim benimle köy evinde uzun süreli kalmaya başladı.
Bir zamanlar Cğatha Xuseini dedenin oturduğu yerde şimdi ben oturuyordum. Yaz aylarında torunlarım, gelin ve oğullarım köye geliyorlar ve kalıyorlar. Şuan 80 yaşındayım, bilmem, daha ne kadar yaşarım.
Şu bir gerçek ki, bu tarihi evi benden sonra kimse bu kadar koruyacağını sanmıyorum. Ve bu durum beni çok rahatsız ediyor.. Kim bilir ne zaman öleceğim ama ölene kadar Şişmani Musa ve Cğatha Xuseini’nin gözünün nuru olan bu evi yaşatacağım.
Sari Boyali Oxori yaşayacak,. Yarınlar için, soyumuz için ve konuştuğumuz Lazca için.......

Not: Bu anekdotu bir vapur yolculuğu sırasında Laz olduğunu fakat köyünü hiç bilmediğini söyleyen birinden dinledim. Kendisinden en azından bir e-mail adresi vermesi için ricada bulunsam da, yoğun olduğunu ve bunun için müsait olamayacağını söyleyerek görüşmek istemediğini belirtti.. Anekdotun özüne sadık kalarak herhangi bir ekleme yapmadan, düzenlemeye ve biraz daha edebi hale getirmeye çalıştım. İsminin Yusuf soyadının Yağcıoğlu olduğunu söyleyen bu arkadaş Bursa’da yaşıyormuş. Köyden tamamen koptuklarını söyledi. Kendisi bana sülale ismi belirtmedi. Ben anekdotta geçen “ŞİŞMANİ” lakabının sülale ismi olabileceğini umuyorum. Bu anekdotun geçtiği köy Arhavi ile Hopa arasında Karadeniz’e sınır olan bir köyde geçmiş. Olayı anlatan kişi 1990 yılında ölmüş ve Bursa’ya defnedilmiş. Anekdotu anlatan arkadaş ayrıca şunları söyledi: “Bizden sonra dedemin amca çocukları köye sahip çıktılar ve biz ilgi duymadık zaten gidecek zamanda yoktu. Sülale iyice dağıldı. Ben Sarı Boyalı Evi hiç görmedim, babam da bilmez, annem zaten oralı değil. Sizden ricam bu anıyı sitenizde yayınlamanız. Teşekkürler.”

Mustafa Bayındır

Son Güncelleme: Pazar, 08 Nisan 2012 13:51

Helimişi XASANİ

Helimisi
Lazcanın Evrensel Şairi

Coxope

Coxope
Çocuklara Lazca İsim

93 Harbi

93 Harbi
Muhacir Lazlar

Arkeopolis

Arkeopolis
Lazika'nın Başşehri

Lazca Açıköğretim

Lazca Açıköğretim
Açıköğretim Başlıyor