Tue11212017

Last update06:26:30 PM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Lazika Krallığı

  • PDF

Batı Gürcistan’da bu dönem üst düzeydeki tarımıyla, özellikle tarla-ekin işleme ve bağcılıkla ön plandadır. Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği ve ağaç işçiliği ülkenin ekonomik hayatında önemli yere sahipti. Ticari gelişme, özellikle dış ticaret konusunda daha kesin veriler mevcuttur. Genel olarak Sohum ve Pitsunda çevresinde bulunan arkeolojik belgeler, amforalar ile kırmızı cilalı eşyaların alındığı güney Pontus kenti Sinop ve Ege Denizi havzası ile, cam eşyaların temin edildiği diğer doğu ve batı merkezleriyle (Köln, İskenderiye gibi) ticari ilişkiler olduğuna işaret eder. 2. ve 3. yüzyıllarda, bilhassa 4. yüzyılla mukayese edildiğinde seramik ithalinin bariz biçimde azaldığı görülür. Bu durum kıyı şehirlerinde seramik üretimindeki düşüş ve Got istilasının ardından Boğaziçi ve Trabzon’un gördüğü hasarla açıklanabilir.

DOĞUŞUNDAN M.S 5. YÜZYILA EGRİSİ (LAZİKA) KRALLIĞI TARİHİ (ÖZET)

M.Ö 6. yy ile 1. yy arasında Karadeniz’in doğu kıyısında çeşitli bölgesel (yerel) Kartvel (Megrelo-Çan) kavimlerle bazı Abhaz kavimleri barındıran Kolhis Devleti bulunmaktaydı. M.Ö 2. yy.’ın sonu yahut 1. yüzyılın başında Pontus kralı Mithradates tarafından fethedildi. M.Ö 1. yüzyılın ikinci yarısında (60larında) ise Roma hükmü altına girdi.
M.S 2. yüzyılda, antik Kolhis Devleti’nin bulunduğu bölgede bazı politik teşekküller ortaya çıktı. Kapadokya valisi Arrian’a göre Kolhler, Sani veya Driller, Makronlar ve Heniokhi, Zydritae, Laz, Apsil, Abaski ve Sanigi kavimleri Doğu Karadeniz kıyılarının Trabzon’dan Dioskuria-Sebastopolis (bugünkü Sohum) civarına kadar olan kısmında yerleşik durumdaydılar.

Kolhler ve Saniler (Driller) Kapadokya’ya bağlı bir bölgede yaşarken, Makronlar ile Heniokhiler’in günümüzdeki adıyla Phurtuna-su veya Abovitse’den Chorokhi (Çoruh) ağzına kadar olan bölgeyi içine alan bir krallığı vardı. Apsar kalesi (bugünkü Gonjo) bu bölgede yer alıyordu. Zydritaeler Chorokhi nehri ağzından başlayıp bugünkü Kobuleti civarına dek uzanan alana yerleşmişlerdi ve o dönemde bu alan İber (Kartli) kralı II. Pharsman’ın yönetimi altındaydı.

Batı Gürcistan’ın* merkezi, Rioni (Phasis)’in iki yakasında (kıyısında) Laz kavmi vardı. Batıya doğru ise Sebastopolis’den başlayıp kuzeybatı yönünde bugünkü Shakhe nehrine kadar olan alanı kapsayan Apsili, Abaski ve Sanigi krallıkları bulunmaktaydı. Bu krallıklar M.S 1. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmıştır.
Bilimsel yazında bu devletlerin ve yapısının doğuş (meydana geliş) koşullarıyla ilgili birçok farklı görüş mevcuttur. Yazarın görüşü ise şu şekildedir: Antik Kolhis Devleti, kendi içinde istikrarlı veya monolitik (tek tip) olduğu savında asla bulunamazdı. Devleti oluşturan topluluklar için -her ne kadar “skeptukhii” denilen birbirinden ayrı yönetim birimleri adı altında da olsa- her zaman bir bağımsızlığın varlığından söz edilirdi. Sınıf öncesi kavim düzeni temeliyle oluşmuş olan bu birimler, özgün bölgesel etnik grupları birleştirmekteydi. Kolh Devleti yeterince güçlüyken bu yönetim birimlerini boyunduruğu altında tuttu. Bu şartlar altında “skeptukhii”ler krala bağlıysa da bağımsız krallıklar olabilmek için durmaksızın çabaladılar.

Bölge yöneticilerinin bu hedefi Kolhis’in Roma İmparatorluğu tarafından fethedilmesiyle engellenmiş oldu zira Roma’nın doğudaki hakimiyeti az çok istikrarlıydı. Dolayısıyla bu istikrar bölge yöneticilerinin kendi bölgesel-etnik gruplarının hakimiyetini kazanma çabalarını engelledi.
Buna rağmen M.S 1. yüzyılda Roma doğudaki bazı bölgeleri boşaltmak durumunda kaldı. Savaşçı potansiyeli tükenmiş, geniş çaplı fetihler yerine doğu sınırlarında Roma ile Parthia arasında bir nevi “tampon” görevi üstlenen yarı bağımsız krallıklar sistemi oluşturmak zorunda kalmıştı.
İberya’nın M.S 2. yüzyıl ile başlayan ve II. Pharsman tarafından Zydritae bölgesinin işgalinde olduğu gibi, Roma’nın teşebbüslerine engel teşkil eden apaçık eylemleri gözardı edilmemelidir.

Nitekim imparatorun bölge yöneticilerinin ayrılıkçı eğilimleriyle mücadele etmesinin imkansızlaşması, bölge halkının eylemciliği ve İberya’nın artan gücü, yazara göre Kolhis topraklarında ayrı krallıkların ortaya çıkmasının gerçek nedeni ve nesnel koşullarını oluşturur.
Her ne kadar bağlılıktan kasıt birkaç kıyı kalesindeki garnizonlar şeklinde olsa da, yukarıda bahsi geçen devletleri yöneten seçkinlerin Roma’ya bağlılığı bir biçimde sürdürme yanlısı olduğu unutulmamalıdır. Bu durum, İberya’nın artan savaşçı eğilimleri ve (Dziki, Heniokhi gibi) kuzey kavimlerinin eylemciliğinden de anlaşılabilir.

Cevaplanması en güç soru, yukarıda adı geçen krallıkların toplumsal özelliklerine ilişkindir. Yazar, eski doğu devletlerinin toplumsal özellikleriyle ilgilenen bazı bilim adamlarınca gün ışığına çıkarılan çağın Gürcü toplumunun genel gelişim ve konumuna dair bilgileri dikkate alarak, bahsi geçen dönemdeki Gürcü krallıklarını ilkel toplumsal sistem, kölelik ve feodal ilişki esaslarının bariz bir biçimde sürdürülmesi gibi çeşitli sömürü şekillerini aynı anda barındırma özelliği taşıyan geçici sınıfsal topluluklar olarak yorumlar. Yine de, bu tartışmalı bir sorudur ve üzerinde daha fazla çalışma gerektirir.
2. ve 3. yüzyıllardaki Lazika Krallığı konusunda mevcut olan bilgi oldukça azdır. Krallık bugünkü Kobuleti’den Khobi nehrine uzanan bölgeyi kapsamaktaydı.

Krallığın toprakları doğuda Surami sınırına ulaşmazdı. Bu sınırdan batısı (Gürcü kaynaklarında Argveti) M.S 2. yüzyıldan beri Kartli Krallığı’nın bir parçasıdır.
Arrian’a göre Egrissi Krallığı Roma zeametiydi – Lazika kralları imparatorun izniyle tahta çıkar, Roma garnizonlarını içine alan kıyı bölgeleri alırlardı. Roma hükümeti Phasis’i güçlendirmeye önem vermekteydi. Bu durum, (Heniokhi, Scythians ve Alans gibi) “barbar” kavimlerce gerçekleştirilmiş olsa da, aynı zamanda Phasis batı Gürcistan’ın yerli halkından gelebilecek saldırılara karşı Roma garnizonları için bir savunma noktası oldu. Arrian’ın Phasis’deki eski askerlerden oluşan topluluk hakkındaki ifadesi dikkate değerdir. Roma hükümetinin bu uygulaması, sorun yaşanması durumunda Roma’nın güvenebileceği bir sınıf yaratma isteğinden doğmuştur.
Apsar (bugünkü Gonio) ve Sebastopolis’de (bugünkü Sohum) Roma garnizonlarına rastlamak mümkündü.

Bu birliklerin öncelikli görevi Roma mülkünü güç kazanan İberya’dan olduğu kadar kuzey Kafkasya ve Karadeniz kıyı kavimlerinin istilasından korumak, ayrıca halkı (nispeten) açıkça bağımsızlık kazanmaya çalışan Gürcistan’da Roma hakimiyetini sürdürmekti.
M.S 2. yüzyıl batı Gürcistan’da kentsel faaliyet artışına tanıklık etti. Helenistik dönemin sonuna doğru azalmaya başlayan eski kentler, yerlerini yenilerine bıraktı: Sebastopolis, Apsar, Pitiunt; ayrıca Lazika’nın iç kesimlerine doğru Sarapanis (bugünkü Shorapani) Mekhlessas (sonraları Mohkisis) gibi kentler ile Batlamyus’un sözünü ettiği birtakım büyük yerleşim yerleri bunlara örnek olarak verilebilir.

Batı Gürcistan’da 2. ve 3. yüzyıllarda gerek iç gerekse dış ticaret yükselişteydi. Özellikle Roma ve eyaletleriyle ticari ilişkiler gelişti. Kırmızı sırlı (cilalı) seramikler ithal edilen eşyalar arasında önemli bir yere sahipti. Bu eşyaların incelenmesiyle onların genellikle 2. ve 3. yüzyıllarda Anadolu’dan ithal edildiği anlaşılmıştır. Büyük çoğunluğu amfora olan buluntular Pitsunda, Sukhumi ve Gonio’dan çıkarılmıştır. Amforalar genellikle Pontus’un güney kentlerinde (Sinop, Herakleia) üretilmekteydi.
Nümizmatik araştırmalar M.S ilk birkaç yüzyıllık dönemde batı Gürcistan’ın ekonomik açıdan Kapadokya’yla yakın ilişkide olduğunu göstermektedir. Tedavüldeki paralar aynıydı – bunlar Sezar gümüşü, imparatorluğa ait tüm madeni paralar, özellikle Trabzon’dan bakır eyalet paralarıydı.
Batı Gürcistan’ın doğu bölgesindeki nakit tedavülü ayrıca ele alınmalıdır. Kıyı bölgeleriyle karşılaştırıldığında, burada tedavülde olan öğeler daha çeşitlidir – Sezar gümüşü ve imparatorluğa ait tüm madeni paraların yanı sıra Parthia dirhemi ile Makedonyalı İskender’in madeni paralarının taklitlerine (benzerlerine) de sıkça rastlanmaktadır.

Lazika’nın bu bölgesinin parasal öğeleri İberya’nınkiyle oldukça benzerdir; bu da İberya ile Lazika’nın batı bölgesi arasında oldukça yakın ekonomik bağlar bulunduğuna işarettir.
4. yüzyıldan başlayarak Lazika Krallığı önemli ölçüde güç kazandı. Bu, her şeyden önce, sınırlarını genişletmesinden belliydi zira sınırları Chorokhi (Çoruh?) ağzına kadar ulaştı. 2. yüzyılda İberya’ya tabi olan Zidritlerin elindeki bölgeyle Apshili, Abazgi ve Sanigi krallıklarını da topraklarına kattı. Svanlar, Missimianlar ve Lechkhumi bölgesindeki (Skvimia) halk da Lazika hükmü altına girdi.

Lazika Krallığı’nın büyümesi Doğu-Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun menfaatleriyle çelişmedi. (Bir dizi Pers yenilgisi neticesinde) doğuda Roma mevzilerinin zayıflaması ve Gotların, ve ardından Hunların ayaklanmaları Bizans İmparatorluğu’nu doğuda güçlü bir müttefik bulmaya itti.
Buna rağmen Lazika’nın güçlenmesi her halükarda imparatorluğun çöküşüyle bağlantılıydı.

3. ve 4. yüzyıllarda Roma İmparatorluğu artık büyümekte olan sorunları kendi başına çözemez olmuştu. İmparatorluk, Lazika yöneticilerinin bağımsızlık ve bölgesel yayılma hamlelerine boyun eğmek zorunda kalmıştı. Bu durum, M.S ilk yüzyıllarla başlayan doğudaki Roma mevzilerinin kademeli olarak gücünü yitirmesinin mantıksal bir uzantısıydı.
Lazika Krallığı’nın batı Gürcistan’ın birleştiricisi olması hususu, öncelikle ekonomik durumuyla açıklanmalıdır. Lazika kralı önceden olduğu gibi Bizans imparatoruna tabi kaldı fakat bu sadece formalite icabıydı. Öte yandan, Lazika kralının kendi uyrukları vardı. Abazgi, Svan ve hükmü altına alınmış diğer bölgelerin yöneticileri kral tarafından atanırdı. Hepsi vergiye bağlıydı ve her durumda,özellikle krallığın kuzey sınırını savunmak için, birliklerle kuşatmak zorundaydı.

Apshilia da Lazika’ya ilhak edilmiş, Lazika kralı tarafından atanan yöneticilerce idare edilmekteydi.

Egrissi Devleti’nin güçlü yükselişi kısa sürdü. 5. yüzyılın 70lerinde (ikinci yarısında) açıkça gücünü yitirmesi sonucunda Svaneti’yi kaybetti.
Zayıflama, Bizans İmparatorluğu ile ilişkilerdeki çatışmalar neticesinde meydana geldi. Bizans İmparatorluğu’nun kendi içindeki çatışmalardan (Vandalların ve Attila emrindeki Hunların istilası, Nasturilik ve Monofizitlikle mücadele, imparatorun maiyetindeki farklı gruplar arasındaki kavgalar v.s) faydalanan Lazika kralı Gubaz, İmparator Marcian’a karşı ayaklandı (450-457) ve hatta İran’dan yardım istedi.
Bir savaş ve akabinde uzun süren müzakereler başladı. Görüşmeler neticesinde, Gubaz’ın tahttan çekilip yerini oğlu Tsate’ye bırakması kararı alındı.
Svan liderlerin zeametten kendilerini azat ettikleri düşünülmektedir.

5. yüzyılın 20lerine dek Lazika’daki tarihi olaylara dair bir perde çekilmiş, kesin bilgilere ulaşılamamıştır.
4. ve 5. yüzyıllarda Lazika’nın ekonomik gelişimine ilişkin oldukça az bilgi mevcuttur. Arkeolojik belgeler yazılı birer kaynak olarak farklı ifadeler ilave etmiştir.

Batı Gürcistan’da bu dönem üst düzeydeki tarımıyla, özellikle tarla-ekin işleme ve bağcılıkla ön plandadır. Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği ve ağaç işçiliği ülkenin ekonomik hayatında önemli yere sahipti. Ticari gelişme, özellikle dış ticaret konusunda daha kesin veriler mevcuttur.
Genel olarak Sohum ve Pitsunda çevresinde bulunan arkeolojik belgeler, amforalar ile kırmızı cilalı eşyaların alındığı güney Pontus kenti Sinop ve Ege Denizi havzası ile, cam eşyaların temin edildiği diğer doğu ve batı merkezleriyle (Köln, İskenderiye gibi) ticari ilişkiler olduğuna işaret eder.
2. ve 3. yüzyıllarda, bilhassa 4. yüzyılla mukayese edildiğinde seramik ithalinin bariz biçimde azaldığı görülür. Bu durum kıyı şehirlerinde seramik üretimindeki düşüş ve Got istilasının ardından Boğaziçi ve Trabzon’un gördüğü hasarla açıklanabilir.

Ayrıca seramik ithalatı oranındaki düşüşün bir diğer sebebi olarak, ithal mallara potansiyel bir rakip olan yerli seramik üretimi de gösterilebilir. Buna rağmen tüm bunlar 4. yüzyılın batı Gürcistan’ın dış dünyayla ticari ilişkilerini kestiği anlamını taşımaz. Nümizmatik veriler ise aksini ispatlamaktadır.
Egrissi Devleti’nin artan gücü şehir hayatının gelişmesine yardımcı oldu. Lazika’nın kıyı şehirlerindeki yerel unsurun etkisi ise kayda değerdir.

4. ve 5. Yüzyıllarda Lazika’nın kıyı şehirleri oldukça gelişmiş birer el sanatları ve ticaret merkeziydi. Hiç kuşkusuz, bunda yerli halkın rolü büyüktü. Bu duruma özellikle değinilmelidir zira Boğaz şehirlerinin çöküş süreci bu zamana denk düşer; Gotların ve Hunların istilasından sonra eski güçlerini kazanabilmeleri söz konusu değildir. Lazika şehirleri (kendi kendilerine) varlığını sürdürebilen şehirlerdi. Bu, krallığın gücünden ve şehirlerin hayati gücünü ülkenin iç bölgelerinden alışından kaynaklanmaktaydı.
Lazika’nın 4. ve 5. yüzyıllardaki toplumsal gelişmesi göz önünde bulundurulduğunda, mevcut bilginin azlığına rağmen, yoğun feodal ilişkilerin gelişmesinden söz edilebilir.
Bu durum hepsinden çok krallığın politik yapısı, kilise ekonomisinin gelişmesi ile batı Gürcistan’da Hristiyanlığın nihai zaferi ve yayılmasından anlaşılmaktadır.

Geç antik dönemde batı Gürcistan’daki kültürel gelişmeler üzerine yeterli araştırma yapılmamıştır. Bu karmaşık sorunla uğraşmak yerine yazara göre özel önemi olan bazı hususlara değinilecektir.
Lazika Krallığı’nda kültürel gelişme prensipte herhangi bir yenilik içermemektedir. Mevzubahis gelişme, hem şehirde hem de kırsal kesimde, Helenistik dönemle aynı yolu izlemiştir: Antik Kolh kültüründen doğan yerel gelenekler Batı, Roma ve Bizans kültür unsurlarıyla birleşmiştir. Bu birleşme, seramik üretimi göz önüne alındığında açıkça görülecektir. Roma – Bizans tür ve formunda kil eşyalar üreten zanaatkarlar ürünlerinde geleneksel yerel motifleri bolca kullanmışlardır.
Roma – Bizans kültürünün etkisi öncelikle toplumun seçkinlerinde hissedildi. Soylular pahalı, ithal porselenleri (kırmızı sırlı seramikler, amforalar, cam eşyalar da dahil olmak üzere) çokça kullanmaktaydılar. Bu eşyalar sadece kıyı şehirlerinin soyluları tarafından değil, (Tsebelda, Kutaisi yakınlarındaki Parnali Dağı gibi) iç bölgelerin ileri gelenleri tarafından da kullanılmaktaydı.
Soylu kesim broş, küpe, boncuk, toka gibi süs eşyalarına da oldukça önem vermiştir. Bu bağlamda, Lanchkhuti bölgesindeki Shukhuti köyünde gün yüzüne çıkarılan Roma tipi “villa rustica” ayrı bir öneme sahiptir. Bu villa, Roma kültürünü benimsemiş zengin bir Laz’ın yaşam alanı olmuştur.
Roma – Bizans kültürünün etkisi gerek Roma – Bizans mimarisine özgü yöntemlerin kullanıldığı şehir inşasında gerekse kilise mimarisinde açıkça görülmektedir.

Pitsunda’daki mozaikler, tarzları ve motiflerinin Suriye ve Filistin ekolündeki eserlere olan büyük benzerlikleri sebebiyle Lazika Krallığı’nın kültür araştırmasında ayrı bir yerde olsa da, aynı zamanda bu mozaiklerdeki bazı detaylar yerel sanat, gelenek ve inançlarının izlerini taşımaktadır.
Helenistik sanata yabancı bazı yerel unsurların eserlere ve süsleme biçimlerine dahil edilmiş olması bu mozaiklerin yerel mozaik sanatı ekolünün eserleri arasında gösterilmesine imkan sağlar.
Söz konusu dönemdeki batı Gürcistan kültürünü incelerken, Phasis civarındaki felsefe ve retorik (hitabet sanatı) okulundan bahsetmek gereklidir.

Bu okula dair bilgiye, babası gibi bu okula devam etmiş ünlü filozof ve hatip Themistius’un (M.S 4. yüzyıl) bir konuşmasından ulaşılmıştır. Okul, büyük olasılıkla M.S 3. yüzyılın ikinci yarısında kurulmuştur.
Phasis’de ve genel olarak batı Gürcistan’da böylesi bir yüksekokulun açılması için (buraya yerleşik olsalar dahi) yeterli sayıda Yunan nüfusunun bulunamayacağından hareketle, okulun öğrencilerinin büyük çoğunluğunu yerli gençlerin oluşturduğu varsayılmaktadır.
Phasis’de böyle bir okulun var olması, onun oluşturulması için gerekli şartların mevcut olduğuna işarettir. Dolayısıyla, batı Gürcistan’da yüksek bir felsefi düşünce ve hitabet sanatı kültürü olduğundan söz edilebilir. Bu ülkeye “ilham perilerinin tapınağı” denmesi boşa değildir.
Son olarak bir diğer önemli soru olan Hristiyanlığın batı Gürcistan’da yayılmasından bahsedilmiştir.

Gürcü tarih yazını günümüze değin Hıristiyanlığın batı Gürcistan’da doğu Gürcistan’dan çok daha sonra, tam tarih vermek gerekirse 6. yüzyılın 20lerinde resmi din olarak kabul edildiği fikrindeydi. Bu görüş, Theophanes kayıtlarındaki bir bölümün yanlış yorumlanmasından kaynaklanmıştır. Bu bölümde Lazika kralı Tsate’nin 523 yılında Konstantinapol’de (İstanbul’da) vaftiz edildiği belirtilmektedir fakat bu olayın kayıtlarda bariz bir şekilde kısaltılarak nakledildiği ortaya çıkmıştır. Theophanes’in kaynağı John Malalas’a başvurulduğunda, politik amaçlar güden kral Tsate’nin paganlığı benimsediği, 523’de ise yeniden Hristiyanlığa geçirilip ikinci kez vaftiz edildiği görülecektir. Dolayısıyla Tsate daha önceden Hristiyandı.

Aynı zamanda Hristiyanlığın batı Gürcistan’da 6. yüzyıldan çok daha önceleri, Nicaea (İznik) Stratophilus’daki ilk ekümenik konsulü, Pitiunt (Pitsunda) başpiskoposunun var olduğu dönemde dahi yaygın olduğuna dair birtakım ipuçları mevcuttur. 6. yüzyıl yazarları Lazların uzun süredir Hristiyan olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Kayserili Procopius’a göre İmparator Konstantin’in hükmü altındaki İberler ve Lazlar aynı anda Hristiyanlığı seçmiştir.
Tüm bunlar, Lazika’da Hristiyanlığın 4. yüzyılda, İberya’yla (Kartli) yaklaşık olarak aynı zamanda resmi din olarak açıklandığını söylemeyi mümkün kılmaktadır.

Ç. N: Yazarın “batı Gürcistan” olarak tanımladığı bölgeyi Antik çağlarda Yunanlılar ve Romalılar Kolkhis (Colchis), Orta çağda ise “Lazika” olarak adlandırmışlardır. Yine bu çağlarda Lazika’nın doğusu İberya olarak biliniyordu. Ne Antik çağlarda ne de Orta çağda o bölgede “Gürcistan” adıyla siyasi bir oluşum mevcut vuku bulmamıştır.

 

Zeynep Özçelik

Son Güncelleme: Pazar, 08 Nisan 2012 21:39

Helimişi XASANİ

Helimisi
Lazcanın Evrensel Şairi

Coxope

Coxope
Çocuklara Lazca İsim

93 Harbi

93 Harbi
Muhacir Lazlar

Arkeopolis

Arkeopolis
Lazika'nın Başşehri

Lazca Açıköğretim

Lazca Açıköğretim
Açıköğretim Başlıyor